|
|

|
Çağdaş Yönetimler (Ülkemizde Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma) |
|
|
|
Dünya Sanayi Devrimi sırasında alınan tedbirler çalışma şartları ve koşullarını yenileştirmeyi, geliştirmeyi içermekteydi. Zamanla çevrenin, insan ihtiyaçlarının giderek artan değişimi, yeni oluşan küreselleşme mantalitesinin yarattığı üst kültür ve tüm uğraşların temeline insan faktörü koyan bu dinamizm; altyapıdaki eksiklikleri gözler önüne koydu. Gelenekselleşmiş, yeni kurallar üretmeyen, rekabetten uzak, ağır işleyen eski yönetim stratejileri yetersiz kalmaktadır.Küreselleşme ve Bilgi Toplumuna geçerken, sanayi toplumuna mahsus altyapıyı günün şartlarına uydurarak rekabetin arttığı, bireyin ve toplumsal yaşamın ön plana çıktığı yönetim ve yönetişim stratejileri tespit ederek değişime adapte olmak zorunluluğu vardır.
Ve artık Dünya, Bilgi Teknolojilerinin akıl almaz gelişimi ve küreselleşme kavramının gelişmesi sonucu merkezine önce insanın konulduğu alt yapılardaki gelişme, dinamizm nedeniyle yepyeni ve çok katılımlı bir yeni kültür oluşumunu, değişimi yönetmeye talip yönetici ve ekiplerin ortaya çıktığı değişen, gelişen etkin bir süreci yaşamaktadır. Tüm kurum ve kuralların bir şekilde elden geçirilmek zorunda kalındığı bu süreçte değişime direnmeyen, aksine değişim rüzgarlarının ritmine adapte olmayı başarmış yönetimler başarılı olacaklardır. Yeni Dünya düzeninde değişime adapte olup bu süreci etkin yaşayanlarla bu sürece girmeyerek yerinde sayanlar ve hatta gerilere düşenler arasındaki fark gelir düzeyleri bazında 1/60’ dır.Bu oran 20 yüzyılın başlarında 1/9 idi.Sadece bu rakamlar bile baş döndürücü, hayret vericidir.Aynı zamanda da birileri ve bazıları içinde ürkütücüdür. Bu mesafeler kapatılabilir mi ? Elbette kapatılabilir.Bunun için zaman geçirmeden bilgi yönetimine geçmek, tüm kurum ve kuralları korkmadan yeniden değerlendirmek, tespit edilen eksikliklerin üzerine yürümek, geçmişi hepten yok saymadan radikal ve kalıcı kararlar uygulamak yani değişmek gereklidir. DEVLET VE DEĞİŞİM Ülkemizde de Devlet çağdaş devlet tanımına uygun çizgilerin içerisine girerek ve belki de çok şeyden vazgeçerek yeniden yapılandırılmalıdır.Devleti küçültmek için yapılan bu çabalar güçlü, hakim devletin yaratılmasını temin edecektir.Bütün bu uzun süreçte engeller ne denli büyük olursa olsun değişimden bir an için dahi vazgeçilmemelidir.O yüzden Özelleştirme, sivil toplumu güçlendirme ve yerelleşme yoluyla; 1. Hantal merkezi birimler daha küçük ama daha etkin bir yapıya dönüştürülmeli ama performansları arttırılmalı, 2. Yüklerinden arınan merkezi yapılarda stratejik düşünme boyutu güçlendirilmeli, 3. Kaynak kullanımında stratejik planlar esas alınarak verimlilik sağlanmalı, mali dengeler kurulmalı, 4. Her şeyden önemlisi, halkın yönetime olan katılımı artırılarak güven tazelenmelidir. Değişim “rağmen” olmalıdır.Biraz değişmek, değişiyor gibi yapmak sonuçları büyük yıkımlara neden olabilecek hatalar olacaktır.Çözümler asla “ Birileri yapmış, biz de yaparız “mantıksızlığı taşımamalı, Siyasi tercih olarak lanse edilmemeli, sadece birilerini kollayıp bir diğerinin üzerine gidilmek gibi bir yanlı bir eylem içermemeli, ülke gerçeklerini yadsımamalı, milli kültür ve değerlerimizle çelişmemeli, aynı zamanda çokça da muhafazakarlık içermemelidir. Şu anda yeniden yapılanma toplumumuzun bütün katmanlarınca kabul görmektedir.Bir şeylerin mutlaka değişmesi gerektiği gerçeği hiçbir dönemde bu kadar geniş bir talep ile ortaya çıkmamıştır. Geçmişin ve bu günün ardı arkası kesilmeyen her anlamdaki sıkıntıları artık “bir an önce değişsin” demecesine arzulanmaktadır. Hiç kimse, hiçbir kurum; içerisinde bulunduğu halden memnun değildir. Fertler kendilerine sunulacak değişim paketinin inandırıcı, makul ve çağdaş olması halinde katılmak için can atar hale gelinmiştir. Yaşananlar ülkemizi zihinsel değişime yönlendirmiştir. Şimdi artık yapılacak olan Değişimin stratejisinin açıklanması, gerekçelerinin sunulması ve katılımın sağlanması çabalarının bir an önce başlatılmasıdır. DEĞİŞİM STRATEJİSİ Devletten başlayacak bir büyük değişim hareketi tüm ulusu kucaklamalıdır.Her fikre her görüşe söz hakkı verilmeli; bu konuda her kesimde uzun, seviyeli tartışmalar yapılmalıdır.Değişimin doğal bir muhalefeti zaten vardır ve olacaktır.Doğal muhalefet dışında değişime öyle veya böyle rıza gösteren geniş kitlelerin temsilcilerinin mutlaka olurunun yanında katkı koymaları da sağlanmalıdır. Ülkenin daha doğrusu yaşanılan Demokrasinin tüm kurumları ya birlikte yada birebir mutlaka muhatap alınıp ikna edilerek stratejinin benimsetilmesi gereklidir. Bu güne kadar olduğu gibi çok ihtiyaç duyulduğunda veya AB’nin IMF’in dikte ettiği dönemlerde yapılan veya yapılmak zorunda kalınan uyum çabaları, uygulama kriterleri ve yasa değişikliklerinin yarattığı karmaşa ve uygulanamazlıkları ve hatta bu zoraki uygulamada ortaya çıkan diğer ihtiyaçlar köklü değişim hareketinin içinde değerlendirilmeli, sadece bunları çıkış noktası olarak almasak bile bir şekilde yeni strateji içerisinde yeni hareketlerle uyumunu, örtüşmesini sağlamalıyız.Yani değiştirilmiş veya değiştirilmeye başlanmış bir şeyleri görmezlikten gelemeyiz.Bu çabaların büyük değişim sağlanamadığından hata ve yanlış gibi durduğunu aklımızdan çıkartmamalıyız.Bir bütün olarak bakabildiğimizde yeniden yapılanmanın çok uzun ve zor bir süreç olduğunu tespit edebiliriz.Sadece değişimin çerçevesinin çizilmesi için bile onlarca yasa ve uygulama değiştirilmek zorundadır.Bir eksik bir fazla olmaz dolayısıyla büyük bir değişim stratejisi çok kapsamlı, mümkünse değil mutlaka çok detaylı olmalıdır. Çerçevenin sadece sınırları belirlenmemeli, o sınırlar içerisinde mutlak güçlü hareket edebilme rahatlığını da vermelidir.Belirlenen stratejinin, yapılan planlamanın mali gücü olmak zorundadır. Kaynaklar büyük değişimi yolda bırakmayacak kadar belirginleşmeli, dahası açık vermeyecek ölçülerde hesaplanmış olmalıdır.Yani bütçe çok ciddi bir biçimde hazırlanmalı, yolun içinde kaynak aramak veya yaratmak gibi zorlu uğraşlara sapılmamalıdır. Bu arada ülkemizin geçmişte takılıp kalmaması adına tedbirler alınmalıdır.Yaratılan güven ortamı şüpheleri haklı çıkartmayacak kadar sağlam, etik değerler üzerine oturtulmalıdır. O yüzden bu büyük değişimin planlama, uygulama ve maddi gücünün yanına mutlaka kolay sarsılmayacak bir güven etkeni de konulabilmelidir.Olacaklara, karşılaşılacak güçlüklere karşı arkasında güvenli bir destek bulamayan düzenleyici ve uygulayıcılar gelecek endişesi yaşarlarsa başarılı olmaları mümkün değildir.Bu bağlamda değişimi yönetip, yönlendirenler siyasi kimliklerinden sıyrılıp buna dair endişe taşımamalıdırlar. Fertler birebir bu değişimden her aşamada çok etkileneceklerdir.Değişim içerisinde bazı geçişler, bazı uygulamalar kolay ve yumuşak olmayacaktır.Tüm alışkanlıklar, alışılmış hareket tarzlarının yanında beklenti ve hayallerde çok ama çok etkilenecektir.Uzun yıllardır büyük sıkıntılar içerisinde bulunan toplumumuzda sosyal bir takım olayların oluşmaması ve bunların boyutlanmaması için çok dikkatli olunması gerekir.Yönetilme kültürümüzün gerçeklerinden uzaklaşılmamalı, gelenekselleşmiş yargılara özenle yaklaşılmalı, ulusal haysiyetlerimiz korunmalıdır.Çok yukarılarda tesis edilen konsensüsün her anlamda tabana kadar işletilmesi için herkes yaratılacak güven ortamına katkı yapmalıdır.Buda her şeyin denetlenebildiği, gözlendiği, açıklık, şeffaflık ortamında olacaktır.O yüzden değişimin en ufak safhası dahi anlatılabilir, anlaşılır, açık olmalıdır.Dengeler muhafaza edilip, öncelikler tercih edilirken gerekçeleri açıklanmalıdır. Tekrar edecek olursak; büyük değişim hareketi “akşamdan-sabaha, ben yaptım oldu„ diyerek gerçekleştirilecek bir eylem değildir.Geçmiş uzun yıllara yayılmış ve giderek sistemin içinde bölük pörçük sistemcilikler yaratmış bu eski düzen, kendini korumak için artık doğallaşmış ve kanıksanmış tedbirlerini de almıştır. Değişime direnç gösterecektir.Unutulmamalıdır ki, bu sistemin böylesine sürüp gitmesinden yarar umanlar, bunu böyle arzu edenlerde azımsanmayacak kadardırlar. Ve yine unutulmamalıdır ki; “ Sistemden beslenenler sistemi değiştiremezler „ Elbette sistemin maddi nimetlerinden her şeye rağmen en iyi şekilde faydalananlar yanında fikir olarak ta bu değişimin karşısında olan milliyetçiler (!) ve sınıf diktatöryasını savunanlarda vardır.Özünde liberalizme ve serbest piyasa ekonomisine karşı olan bu gruplar değişimi arzu etmemektedirler.Çok güçlü devletlere ve çok uluslu şirketlere karşı olan bu fikir sahipleri küreselleşme olgusuna temelden karşı çıkmakta, bilgi yönetimine geçişi yadsımasalar dahi değişimin ülke bütünlüğü, devletin yaşayan kozmopolit yapısına zarar vereceğini düşünmektedirler. Aslında değişim hareketlerinin başarılı olmasını etkileyecek güce sahip görünmeyen bu fikir gruplarının uygulamada ortaya çıkabilecek aksamalardan, ortaya çıkacak güçlüklerden çok fazla istifade edebilecekleri bir gerçektir.Toplumu değişime karşı örgütleme imkanları her an doğabilir.O yüzden uygulayıcı ve yöneticiler değişim sürecinde bu grupları haklı çıkartacak hatalardan uzak durmayı başarmak zorundadırlar. KAMU YÖNETİM ANLAYIŞIMIZDA DEĞİŞİM Bugün ülkemizdeki genel kamu yönetimi anlayışımız ve yapımız bilgi çağının gereklerinin bir hayli gerisindedir.Uzun yıllardır yaşanan siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar nedeniyle güç kaybeden, güçsüzleşen, devlet yönetimimiz değişimi yönetemez, başta AB, IMF ve son zamanlarda da çok sıklıkla ABD’nin baskılarıyla zoraki ve kontrol dışı değişimlerin mağduru durumundadır. Altyapısı hazırlanmamış ve dikte edilen bu değişiklikler belki zamana yayılmış bir rahatlama sağlayacaksa da bu gün için ülke dengelerini harap eder bir hal almıştır. Siyasi yönetimler temelde katılmadıkları bazı değişim önerilerini kerhen uygulamak zorunda kalmış, arzuları dışında bazı yasaları yapımıza uymasa_dahi kabul ederek yasalaştırmışlardır.Zaten değişim stratejisi bir öğreti olarak diğer uygulamalardan aynen ve şartlara uydurulmadan taklit edilemez.Bilimselliği sorgulanmayabilir ama mutlaka yönetim kültürümüze ve geleneksel yapımıza uydurulması gereği vardır. Değişime en fazla karşı durmak konumunda olan Devlet Bürokrasimiz sorun çözmek veya çözümler önermek yerine maalesef sorun üretmekte adeta bir yarış içerisindedirler.Bürokrasinin siyasiler ile yaşadığı zaman zaman görülebilir, ama mutlaka olan çelişkiler ülke yararına olmamaktadır. Tecrübelerini ve bilgi birikimlerini, devlet yapısını en iyi şekilde tanıyan ve bilenler olarak iradenin emrine vermeyen bürokrasi netlik yerine belirsizliklerin çoğalmasından medet umar haldedir. Ülke başta ekonomik anlamda sürekli belirsiz, sonuçları ihtimallere dayalı bir süreci yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Devletin Anayasal görevleri; Güvenlik, Eğitim, Sağlık ve Adalet alanlarında bir türlü oturuşmayan, her haliyle özel birer vaka konumunda olan yönetim eksiklikleri ülke geleceğine ilişkin beklentilerin olumlu yönde gelişmesine, ümit var olunmaya engel olmaktadır. Bu konulardaki belirsizlikler halkın geleceklerine dair güven duygularını da etkilemektedir.Topyekün halkın haklı beklentilerine dair umutları; sıkıntılarla dolu, güvensiz, ümitsiz bir yaşam biçimine dönüşmektedir. Oysa Devlet yönetiminin temel amaç ve görevi; Halkın hayatını kolaylaştırmak, huzur güvenlik ve refahını sağlamak, halkın yaşam standartlarını yükselterek kalitesini arttırmak, kişilerin hak ve özgürlüklerini kullanmaları önündeki engelleri kaldırarak hayattan mutlu ve umutlu sonuçlar elde etmelerini temin etmektir. YENİDEN YAPILANMA SÜRECİ - SONUÇLARI Düşünülen ve mutlaka uygulanmak zorunluluğu bulunan Değişimin daha net anlatımla yeniden yapılanmasının; 1. Dünya gerçeklerini yadsımıyor, evrensel birikim ve tecrübe içeriyor olması kadar da ülkemizin küçümsenmeyecek birikimlerine ve gerçeklerine uygun olması gerekmektedir. 2. Toplumu meydana getiren tüm katmanlarda irdelenmesi, açık olması ve herkesin üzerine düşeni seve seve üstleneceği bir gönüllü katılım içermesi gerekmektedir.Sivil kurumlar yeniden yapılanma adına önerdiklerine ve önerilenlere sahip çıkıp bu anlamda sorumluluk taşımalıdırlar.Yeniden yapılanma, başlangıcından itibaren uygulanacak stratejisi için; Yöneten, yönetilen ve yönlendirenlerin uyum içinde olmaları şartını yaratıp, uygulayabilmelidir. 3. Giderek gelişen teknolojiler, özellikle bilgi ve belge paylaşımında inanılmaz mesafeler alan bilgisayar teknolojisi insanları bilgi toplumları olmaya yönlendirmiştir.Bu toplumun fertlerinin de beklentileri artık sınırlı değildir.Ülkemizde de görüldüğü gibi artık insanların, daha çok kalite, daha uygun fiyat daha çabuk ve daha yararlı iş ve işlem(mal ve hizmet) talebi vardır.Dolayısıyla yeniden yapılanmanın bu değişen dünya şartları göz ardı edilmeden insan odaklı “ Önce İnsan „ demek durumunda olan, insanları dinleyip, öğrenip, yönlenen ve aynı zamanda yönlendiren, bilimi ve bilgiyi asla inkar etmeyen, rekabet kurallarına uyan, rekabet yaratan, bilgi yönetim sistemleri ve yönetişim faaliyetleri geliştiren özellikler taşıması şarttır. 4. Değişim bilincine ulaşmış yapıların iyi belirlenmiş bir vizyonu vardır.Yeniden yapılanma için vizyon gereklidir.Bu öngörü insanlara en iyi biçimde resmedilmelidir.Gelecekte ne ile kucaklaşacaklarını gözlerinde, kafalarında rahatça şekillendirebilen toplumlar yeniden yapılanmaya fazlasıyla sahip çıkarlar.Günlük sorunların çözümlenmesi ve geçmişin denetlenmesi yaklaşımından; geleceğin planlaması ve sonuç odaklı yönetim yaklaşımına geçilmelidir. Vizyon; açık, araştırmalarla desteklenmiş bilgi verileri toplanarak değerlendirilmiş, toplumun tüm katmanlarının katılımı ve paylaşımı sağlanmış bir olgu olarak ortaya konduktan sonra yaratılan duygu beraberliğinde, desteğinde; beyin, yürek ve emek birlikteliği de yaratılarak, içinde bilgi iletişiminin iyi sağlandığı bir yeni yeniden yapılanma yapısı ile gerçekleştirilir. 5. Stratejik yönetime geçilmesi yani vizyon ve hedeflerin belirlenmesi üzerine, planlanmış yeniden yapılanmaya geçiş performans artışı ile birlikte toplumda moral arttırıcı bir etki yaratacaktır. 6. Mevcut Sistemimizde denetim mekanizmasına bakıldığında; A- Fazla sayıda ama etkisiz denetim, B- Kurallara uygunluğa ve geçmişe dönük denetim, C- Hedeflerden ve performans göstergelerinden yoksun bir denetim, D- Yetersiz kamuoyu denetimi, görülecektir. Bu gün çok sayıda ve birbiriyle zaman zaman örtüşen kurallara göre çalışma üzerinde yoğunlaşan, hata bulma mantığı ağırlıklı denetim sonucunda kurumlar iş yapamaz hale getirildikleri gibi, israf ve yolsuzluklara da herhangi bir çözüm üretilmemektedir. Ülkemizde yeniden yapılanma sürecinde etkin, güveniler ve sonuçları itibariyle uygulamalara ve geleceğe yön verici denetim mekanizmasının kurulması şarttır. 7. Yapısal değişim sürecinde göz ardı edilmeyecek bir büyük gerçekte; Yönetim kültürümüzdür.Toplumun inanç, varsayım ve beklentileri ile fertlerin birbirleriyle ilişkilerini ve olaylar karşısındaki tepkilerini bu süreçte yok sayamayız.Bu toplumun ortak katmanlarının ortak hissetme, duyma ve yaşama gibi dinamiklerini eş anlamlı olarak harekete geçirebilecek bir güçtür. Yeniden yapılanma ile; süregelen yolsuzlukların, yasa dışılığın tamamen ortadan kaldırılacağının, bununda ülkemiz için yapılabileceklerin en iyisi olduğunun ortaya konması yani güvenin bu yönde yoğunlaştırılması şarttır. Yeniden yapılanma sırasında insanlarımıza geleceğe ilişkin bir çok güvencenin verilmesi gerekir.Bu süreçte başarı için her ne kadar yönetime aşırı güven beklenmekte ise de insanların yeniden yapılanma sürecinde ortaya çıkacaklar açısından da kendilerini güvende hissetmeleri esas alınmalıdır. 8. Yeniden yapılanma ile tespit edilen sonuçlara ulaşılıyorken gerekiyorsa yetkiler ve gerekiyorsa mevcut imkanlar paylaşılabilmelidir.Taleplerin karşılanması beklentisi içerisindeki fertler hizmetlerin en kısa zamanda, kaliteli ve yerinde ulaşılır olmasını arzu ederler.Yerinde ve zamanında hizmet fertleri daha mutlu edecektir. Kamu Yönetiminde değişim; A- Merkezi birimlerin görev ve işlevlerinin yeniden tanımlanmasını, B- Yönetimin stratejik bir bakış açısına adapte edilmesini, C- Kamu Mali Yönetimi personel rejimi ve denetim boyutlarının yeniden yapılanmasını gerektirmektedir. Daha öncede belirtildiği gibi sadece kamu yönetimi temel yasası adı verilen çerçeve yasasının sağlam temellerle uygulamaya koyulması için bilinen en az 32 adet yasanın tekrar elden geçirilip yeniden tasarlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Buda mutlaka gerekli olan yeniden yapılanmanın hemen başlatılamayacağının en önemli işaretidir. Geçmişte olduğu gibi “ İstim arkadan gelsin „ mantığı değişimi daha başında yer alan sonuçları da istenen ve beklenenin tamamen aksine onarılmaz yıkımlara sebep olur. Öyle veya böyle işler gibi görülen devlet idari yapısının tamamen çöküşüne neden olmamak adına dikkatli ve hassas olunmalıdır. YENİ KAMU YÖNETİM ANLAYIŞI Ülkemizin Kamu Yönetiminde başlatılacak değişim ( yeniden yapılanma) ile; 1. Devleti gerçek işlevlerine çeken ekonominin içerisinde; düzenleyen ve denetleyen, üreten yerine üretme fırsatları yaratan, toplumun ortak çıkarları için rekabet ortamı gözeten, piyasa araçlarını kullanan, piyasalara saygılı bir düzenlemeyi içermelidir. Uzun yılların getirdiği hantallaşma, aşırı istihdam, dolayısıyla aşırı maliyetler Devlet yapısından sıyrılıp atılmalıdır. 2. Bilgi çağında bilgi yönetime geçilmeli ( e-devlet_e-dönüşüm projeleri ) uygulamaya sokulmalıdır.Gelişen teknoloji derhal ithal edilip anında yararlanma yolları bulunmalıdır.Bilgi toplama, paylaşma ve uygulamada sivil toplum kurumlarının ve giderek halkın katılımının artması sağlanmalıdır. 3. Geliştirilen hukuk sistemi ve gerekli anayasal değişikliklerle sivil toplum kuruluşlarının alanları geliştirilmeli, güçlendirilmelidir.Yönetime katılımda mutlaka sorumluluk taşımaları sağlanmalıdır. 4. Merkezi idarenin belirleyeceği ilke ve standartlara, ulusal ve bölgesel planlara uygun olarak mahalli ve müşterek ihtiyaçların karşılanması konusunda yerel yönetimler; kendi kararlarını alan, kaynaklarını oluşturan, uygulayan ve vatandaşların denetimine açık, çağdaş idari birimler olarak yeniden yapılanmalıdır. 5. Stratejik yönetim anlayışı içinde öncelikli alanlara yoğunlaşıp, kamu hizmetlerinden beklenen çeşitlilik, performans ve kaliteye dayanan, süratli bir uygulamaya geçilmelidir. 6. İlgili tüm mevzuat elden geçirilip kısa ve çok anlaşılabilir, kolay uygulanabilir hale getirilmelidir. 7. Yetkiler ve sınırları belirlenmeli; yatay organizasyon düzenlemeleri yapılıp gerekli yetkiler devredilmelidir. 8. Katılımın genişlemesi için gerekli güven ortamı ve mekanizmalar oluşturulmalıdır. 9. Saydamlık, şeffaflık ortamı yaratılarak hesap verme sorumluluğu arttırılmalıdır. 10. Her şeyin başında olan insan kaynaklarını geliştirmeye ve güçlendirmeye çalışılmalıdır. Mutlak yaşama geçirmek zorunda olduğumuz değişim – yeniden yapılanma- arzusundan vazgeçemeyiz.Ülkemiz gerçeklerini yadsımadan, gelişen dünyaya adaptasyonda yaya ve gerilerde kalmadan öncelikle değişim reformunu yapmalıyız.
Değişimi reddeden çürümenin mimarıdır. İlerlemeyi reddeden tek insan kuruluşu mezarlıktır. ( H.Wilson)
Mehmet KÜÇÜKYUMUK Başkan Danışmanı Halkla İlişkiler Yönetmeni
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|
|