|
|

|
KÜRESELLEŞME-YERELLEŞME ETKİSİNDE SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER |
|
|
|
Yaşadığımız dönemde, hangi alanda olursa olsun yapılan tartışmaların başlangıç noktalarını küreselleşme ve etkileri oluşturmaktadır. Küreselleşme olgusu yaşamın her alanını bir şekilde etkileyen bir süreç haline gelmiştir. Bilgi çağı olarakta adlandırdığımız bu zamanda en çok tartışılan konularda biri küreselleşme dedik ama bir o kadar da irdelenen ve gündemde olan konu yerelleşme olmuştur. Küreselleşme eğilimleri dünyayı sallarken yerelleşme eğilimleri güçlenmekte, yerelleşmenin önemi gün gün artmaktadır.
Küreselleşme çok boyutlu bir gelişme olarak; ekonomik, siyasal kültürel, toplumsal ve teknoloji alanlardaki köklü değişim ve dönüşümlere sebep olmaktadır. Küreselleşme sırasında ortaya çıkan bölgeselleşme akımı üzerinde de durmak gerekir. Bölgeselleşme ilk bakışta küreselleşmeye tezat bir akım olarak görülmektedir. Dünyada çeşitli ülkeler başta ekonomik alanda olmak üzere çeşitli alanlarda birbirleriyle anlaşmalar yapıyor, bölgesel entegrasyon hareketleri her geçen gün önem kazanarak gelişiyor. Bugün itibarıyla üç ayrı kıtada bölgesel ticari entegrasyon tesis edilmiş bulunmaktadır.. Küreselleşmeyle dünya bir bütün haline gelirken bölgeselleşme ile de kutuplaşmalar oluşmaktadır. Bu düzenlemeler ve gelişmelerle bir yönden ulus devletin meşruiyeti sorgulanırken, ekonomik açıdan da bu defa yerel birimler, kentler ve bölgeler önem kazanmaktadır.
Gerek küreselleşme ve gerekse bölgeselleşme ile küçülen dünyada farklılıkların altı çizilirken aslında dünya parçalanmakta, fakat buna karşın dünyanın tek bir yer haline geldiği şeklindeki söylemde ısrarla devam etmektedir. Bu arada küreselleşmeyle birlikte bölgeselleşmeye tepki olarak yerelleşme ortaya çıkmaktadır. Yerelleşme, uluslar açısından kendi kültürünü ayakta tutabilmenin bir aracı olurken, diğer yandan da etnik mikro Milliyetçilik akımlarına yol açarak ulus devlet anlayışını tehdit etmektedir. (Erbay)
Kısaca küreleşme, bölgeselleşme ve sonrada yerelleşme akımlarını birbirine karşı ve zıt hareketler olarak algılamak, bu yönde gerçekleşmesi beklenen refah, büyüme ve gelişme için sunulan fırsatları tepmeye, dolayısıyla genel anlamda dünyanın içinden çıkılamaz bir kaosa girmesine neden olur.
Bu genel söylemlerden sonra küreselleşme ve yerelleşme sonunda her anlamda olduğundan fazla etkilenen bireysel ve toplumsal sağlık ve sosyal hizmetler açısından dünya ve Türkiye’yi değerlendirmeye çalışacağız.
Dünyada yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde geniş nüfus gruplarının yaşam koşulları üzerinde sosyal hizmetler her geçen gün artan bir etkiye sahip olmaktadır. Özellikle Türkiye’den farklı olarak batılı toplumlarda, sosyal hizmetlere olan gereksinim, nüfusun yaşlanması ve değişen aile yapısı gibi sebeplerden önemli ölçüde artmaktadır. Aile artan yükleri karşılamada güçsüz kalmakta, sosyal devletin etkinliği azaltılmak suretiyle sosyal hizmetler artan talebi karşılayamaz bir hale gelmektedir. Bu arada sınırlı kaynaklar ve kaynak ihtiyacı aşılması güç bir sorun durumundadır.
AB ülkeleri düzeyinde ilk bakışta sorunların benzerliği, sosyal hizmet politikalarının değişiminde de birçok benzerliği ortaya çıkartmaktadır. Ortak olan sosyal devletin sosyal hizmet alanlarından geri çekilmesi, farklı aktörlerin bu alanlara girmeleridir. Bu yeniden kurumsallaşma için çeşitli AB ülkelerinde gerçekleştirilen değişimlerin, farklı tarihsel gelişim ve sosyal yapılara sahip olan ülkelerde, ortaya çıkan uygulamaların istenilenin aksine daha yüksek bir kurumsallaşma ve hizmetlerde standartlaşmaya yol açtığı görülmektedir. Yani devlet dışlanmak istenirken daha fazla belirleyiciliğe sahip olmaktadır. (Fransa-Almanya)
Bu anlamda yaşanan sorunlar karşısında sosyal güvence sistemlerinde ortaya çıkan kurumsallaşmaya karşı, gelişmekte olan ülkelerde, bu hizmetlere gereksinim duyan nüfusun daha fazla olmasına karşın, önerilen ve uygulamaya konulan modellerin tam tersi yönde bir gelişim gösterdiği görülmektedir. Kurumsal alt-yapıdan yoksun, en fazla gereksinim olanlara en temel gereksinimlerini karşılamak üzere, yerel düzeyde örgütlenmiş, sosyal devletin bıraktığı boşluğu kapatacak çok farklı aktörlerin uygulamada yer almasını talep eden, hizmetin sosyal niteliğinin tartışılmasını öngören model çalışmalar gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkmıştır. Bu göz önünde bulundurulduğunda sosyal hizmetlere gereksinimi fazla olan ülkelerin çok daha kapsamlı ve kurumsallaşma düzeyi yüksek modellere ve bu modellerin teorik alt yapısını güçlendirecek yaklaşımlara ihtiyacı bulunmaktadır.
Sağlığı sadece hasta olmamak hali değil; bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir esenlik hali olarak tanımlayan günümüz sağlık anlayışı bunu aynı zamanda bir hak olarak ta ifade etmektedir.
Yüzyılımızın benimsediği sağlık anlayışı, bireyi sosyal çevresi ile bir bütün olarak ele almakta ve sağlığı etkileyen tüm koşullara karşı çok yönlü bir bakış açısı geliştirmektedir.
Bu bakışla sağlık düzeyini koruyucu ve geliştirici nitelikteki politika ve uygulamalarla hastalık sadece hasta olan kişinin sorunu olmaktan çıkarılmakta, sağlam-hasta ayırımı yapmaksızın tüm toplumu kapsamaktadır.
Ayrıca bireylerin ya da toplumun sağlık düzeyini belirleyen koşullar kültürel ve ekonomik çevreden bağımsız olarak ele alınamaz, sağlığın çok yönlü bir bakış açısıyla değerlendirmesi, yanında toplum sağlığını etkileyen faktörlerinde geniş geniş irdelenmesi gereklidir.
Günümüzde çağdaş sağlık anlayışı çerçevesinde, tıp bilimleri ile sosyal bilimler arasındaki keskin ayrım çizgilerinin ortadan kalkması yönünden ivmenin hızlandığı ve tıp bilimleri ile sosyal bilimlerin kesiştiği alanlarda daha fazla çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Bunun temel nedeni ise, küreselleşme ile birlikte artan ekonomik, sosyal adaletsizlik ve yoksulluk ortamında, olumsuz sağlık koşulların yaşayan insan sayısının hızla artması ve neredeyse tüm yer küreyi kapsamasıdır. (Fişek-Gökbayrak)
Tekrar edecek olursak mevcut küresel dinamikler, yoğun alışveriş ve iletişimi tetiklerken, diğer yandan yerel küresel bağlantıları arttırmakta yanında da var olan eşitsizlikleri derinleştirmekte ve mevcut olan uluslar arası kurumları ve dengeleri görülmemiş bir biçimde sarsmaktadır. Küreselleşen Dünyada insan odaklı sürdürülebilir kalkınmanın en alt fakat en temel basamağı, küreselleşme hareketinden en fazla zarar gören bireyin en yakınındaki Yerel Yönetimler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Çağdaş Sağlık anlayışı ve onun düsturu Herkes için Sağlık söyleminin kayıtsız yerleşmesi hedefi sürdürülebilir kalkınmanın olmazsa olmazıdır. Sürdürülebilir Kalkınmanın temel ilkeleri;
--> Gecekondusuz kentler --> Sürdürülebilir çevre --> Herkes için su ve hijyen --> Çok kültürlü kentler yaratma --> Kapsamlı temel haklar --> Herkes için temel hizmetler --> Herkes için eğitim’dir.
Bu ilkelerin temel alındığı sürdürülebilir kalkınmanın tesisi, ancak ve ancak Yerel Yönetimlerin güçlendirilmesi, özerkliklerinin arttırılması, yerel yönetimler üzerindeki merkezi baskının en aza indirilmesi ile mümkün olabilecektir.
Yerel düzeyde oluşturulacak politikalar, ülkenin genel politikalarını olumlu etkileyecektir.
Ulusal düzeyde sosyal ve sağlık göstergelerinin olumlu hale getirebilmesi için yerel göstergelerin iyileştirilmesi şarttır. Öyleyse sağlık ve diğer sosyal hizmetlerin ülke için avantaja çevrilmesi birey-insan odaklı ve yerelden başlayan bir yeni düzenlemeyi gerekli kılmaktadır.
Bu düzenleme sağlık ve sosyal hizmet vermeyi amaçlayan, buna talip olan tüm yerel dinamikleri kapsamalıdır. Sağlık sektörüne özel kesimin giriş engelleri azaltılmalı, gerekirse bazı konularda tam özelleştirme sağlanırken kar amacı gütmeyen üçüncü sektöründe bu alanda faaliyetleri teşvik edilmelidir.
MEHMET KÜÇÜKYUMUK AYDIN BELEDİYE BAŞKAN DANIŞMANI |
|