KENT KONSEYLERİ KURULUŞU VE YÖNETMELİK İLE UYGULAMALAR HAKKINDA PDF Yazdır E-posta

5393 Sayılı Belediye Kanununun 76. maddesi;

“Madde 76. Kent Konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşerilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır.

Belediyeler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve erimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.

Kent Konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir” şeklindedir.

Belediye yasa tasarısında bu madde ile ilgili gerekçe ise;

“Kentte yaşayanlar arasında hemşerilik bilinci, kent vizyonunun geliştirilmesi, kent hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirebilmek amacıyla sivil bir danışma forum ve danışma mekanizması oluşturulmasının yararlı olacağı düşünülmüştür. Kent konseylerinin sivil bir yapılma niteliği konusunda gösterilen titizlik nedeniyle maddede ayrıntılı düzenlemeden kaçınılmış ve genel ilkeler konulmakla yetinilmiştir”
olarak belirtilmiştir.

Kanun maddesi ile maddeye ilişkin gerekçe incelendikten ve 08.10.2006 tarihli 26313 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Kent Konsey Yönetmenliği de bu hüküm ve gerekçe dâhilinde değerlendirildiğinde görülecektir k; kanun hükmü olmasına karşın Kent Konseyleri; kolayca kuruluşu dışında, zorunluluk arz eden görevleri üstlenecek ve sistem içinde derhal işlevsellik kazanacak bir oluşum gibi görünmemektedir. Kaldı ki; Türkiye genelinde yapılan uygulamalara bakıldığında da bunun böyle olduğu yani işlevsellik kazanmadığı, hemen hemen her yerde yöreye özgü çok çeşitli problemlerin yaşandığı görülebilecektir.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı; özerk, güçlü, katılımcı ve demokratik Yerel Yönetimlerin oluşmasını esas almaktadır. Merkezi vesayeti her anlamda kaldırmayı şartlayan ve yerelleşme veya yerel özerklik diyebileceğimiz çağdaş iki kavramı sürdürülebilir kılmayı temel olan şart,yerel yönetimleri demokratik idare biçiminin temel ve olmazsa olmaz kurumları olarak görmektedir.

Şarta göre; yerinden yönetim ve bu yönetimlerin hukuk çerçevesinde kamu hizmetlerini belde de yaşayan halk menfaatleri doğrultusunda sonuçlandırması öngörülmektedir.

Şartın ihtiva ettiği bu hakkın kullanımında en önemli süreç ise tüm hizmetlerin direkt muhatabı olan halkın örgütlü ve örgütsüz katılımıdır.

Tüm hizmetlerin; halkın istekleri doğrultusunda seçilmişler tarafından yine yerel halkın iradesi doğrultusunda yerine getirilmesi esastır. Kısacası amaç; bir yerel topluluğun yerel nitelikteki iş ve işlemleri kendi başına, kendi organları eliyle görülebilmesi ve buna olanak sağlayacak kaynaklara da sahip olabilmesidir.

Bilindiği gibi yerel yönetimlerin karar organları (Belediye Başkanı ve Meclisi) seçimle iş başına gelmektedir. Anayasa maddesi olmuş bu hüküm gerçekleştikten sonrada seçilmişlerin; sadece tercihi kendileri yönünde kullananların değil yaşanılan beldenin tüm yaşayanlarının ayrımsız yöneticileri olduklarının kabulü ile herkese eşit ve ayrımsız davranmak zorunlulukları bulunmaktadır. Dolayısıyla hukuk hâkimiyetinin egemen olduğu sistem içerisinde de hiçbir kimse ve organın kaynağını anayasadan almayan bir yetkiyi kullanması söz konusu edilemeyeceğine göre yine bu kişi ve organlar taraf olarak da yönetimde bulunamazlar.

Bazı kalıtsal alışkanlıklar dışında, Türkiye’de şarta uygun yerel yönetimlerin olduğunu söylemek mümkündür. Geçmiş yıllardan kalan bu alışkanlıklardan olan sistemin aşırı siyasileştirilmesi durumu, giderek ve hiç değilse yerel yönetimlerde yerelleşme olgusunun anlaşılabilir kılınması ve iyi yönetişim ilkelerinin yeni idare biçimi olarak benimsenmesi sayesinde yok denilebilecek kadar azalmıştır. “Herşeye rağmen yönetimlerde karar organları siyasidir” bu husus unutulmamalıdır.

Gelelim Kent Konseyi oluşumu hakkındaki genel görüşlerimize;

Yukarıda'da belirtildiği gibi Avrupa Yerel Yönetim Özerlik Şartı’nı tümüyle olmasa da (bazı maddelere şerh konulmuştur.)bir şekilde kabul etmiş bulunan ülkemizde son dönemlerde yapılan Kamu Yönetimi reformunun bir önemli parçası olan yerel yönetim reform paketinde öngörülen ve kanunlaşan 5393 sayılı Belediye Kanunu’muz çağdaş ,güçlü ve özerk yerel yönetimlerin oluşmasına olanak sağlayan birçok yeniliklerle donatılmıştır ve yasa özünde demokratik yaşamın vazgeçilmezi Belediye yönetimlerini ve eskiye göre ihya etmiş bulunmaktadır.

Bu yasa içerisinde tanım olarak da ilk kez konulmuş çağdaş ifade ve söylemlerle karşılaştık. Veya bazı ifade ve söylemler içleri doldurulmuş,yaşama müdahale edecek bir biçimde yüklenmiş olarak karşımıza çıktı.Her ne kadar Kamu mali yapısının disiplini yoluyla yerel kaynakların etkin ve etik kullanımını temin amacı ağır bassa dahi kanun, kuruma yüklenilen görevlerin ifadesinden itibaren katılımın ve paylaşımın boyutlandığı yerelleşmeyi öne çıkartmaktadır.

Kamu Yönetimi Reformuna dair düzenlemeler statükoya rağmen ve en başta yetkinin zemin değiştirmesini amaçlayan değişimi öngörmektedir. Bu sebeple uygulanmasından önceki kaygıların (ki bu kaygıların hemen tamamı Merkez Bürokrasisine aittir.) süreç içinde de devam ettiğini, hatta bir zaman daha süreceğini görmekteyiz. Ancak yeni dünya düzeni yetki ve kaynakların paylaşımına dair birçok yenilik öngörmekte olduğundan zamanla bu kaygılarında engel olmaktan çıkacağını düşünebiliriz.

Tabi bu arada Merkezi Yönetimi elinde bulunduran siyasi iradenin farklı tercihlerinin olabileceğini de göz ardı etmemeliyiz. (Son günlerde gündeme gelen YİD modeli uygulaması yerel yönetimlere mali güç mü sağlamaktadır? Yoksa yeni bir vesayet kurgusu mudur?)

Kaldı ki; Türkiye Yerel Yönetimleri on yılı aşkın süredir yerelleşme adına Yerel Gündem 21 tecrübesini yaşayarak katılımcılığın, paylaşarak iş bitirmenin tadını da almış bulunmaktadır. Örgütlenmedeki gelişmeler yerel yönetimler için (saptırılmadıkça ve insan odaklı kontrol ötelenmedikçe) kazançları yüksek bir deneyimdirler. Gündem 21 uygulamaları örgütsüzlüğe ve sağlam birlikteliklere imkân tanımayan menfaat gruplarının gerçek yüzlerinin ortaya çıkarılmasına da olanak sağlamıştır. Aksi hali ve birkaç kötü örneği istisna kabul etmek zorundayız. (Aydındaki geçmiş uygulamalar tamamen bu istisnai duruma örnektir.)Fakat bu kötü deneyimin yaşandığı yerlerde yeniden yapılanma ve katılımcılık olgusu onarılmaz yaralar almıştır. Göz ardı edemeyiz.

Yaptığımız istişare ve araştırmalarda gördük ki; Belediye Kanununda yasa hükmü olmak suretiyle toplumsal yaşam kurallarından biri haline getirilmeye çalışılan Kent Konseyi oluşumları; Türkiye’ye özgü, geniş yetki paylaşımını öngören, sisteme ve onun donatımlarına duyulan güven ortamında, sosyal uzlaşı içinde ortak akılın egemen kılınmasını temin etmeyi hedeflemektedir.

Bir kere; oluşumun özgün ve yaygın olma özelliliği uygulamada karşılaşılan ve ortaya çıkması muhtemel aksaklıkların nedenidir. Kabul edilebilir, makul bir süre sonunda ve uygulamalardan elde edilecek somut neticelerle kurumsallaşmanın sağlayabileceğini söyleyebiliriz. Bu yüzden süreç ve farklı uygulama teknikleri görülmeden kesin ve sevindirici neticeler umut etmek bizce sakıncalıdır. Bu Kent Konseyinin uygulayıcılarına ve uygulamadan müspet sonuçlar bekleyen herkese iyi anlatılmalıdır. Kısaca bu husustaki beklentilerin bir süreç ve deneyim istediği hiç akıldan çıkarılmamalıdır.

Yine bizce Gündem 21’in deneyimlerinin yine deneyimli kadrolarıyla (sadece genel sekreterlere görev verilerek değil) Kent Konseyi oluşumlarına iyi montesi dahi süreci kısaltacak, deneyim sağlayacaktır.

Burada Kent Konseyi Yürütme Kurulu ile Gündem 21 Sekretaryası arasında tanım ve yetki kargaşası olması Yönetmenlikteki eksik ifadelerden kaynaklanmaktadır kanaatini taşıyoruz. Bu sorunun çözümü için;

1. Yürütme Kurulu ile birlikte seçilmiş ve Yürütme Kurulu ile birlikte hareket eden bir Genel Sekreter,
veya
2. Yürütme Kurulunca önerilip Belediye Başkanına seçtirilen gerekirse profesyonel bir Genel Sekreter,
hali düşünülebilir.

Bizce uygun olan; Yürütme Kurulu ile birlikte seçilmiş, Yürütme Kurulu Üyesi olan ve Yürütme Kurulu Başkanı ile birlikte, Yürütme Kuruluyla uyumlu çalışan bir Genel Sekreter tanımıdır.
Genel kurulun seçmekte bulunduğu Kent Konseyi Yürütme Kurulu içinden kimin Genel Sekreter olacağını bilmesi Kent Konseyinin yaygın çalışmalarına talebi arttırılacaktır. Kaldı ki Genel Sekreter Yürütme Kurulunun üzerinde olmayan yetkilerini Yürütme Kurulunun kontrolünde kullanacağından bir nevi OMBUDSMAN olarak da algılanacaktır.

Şu halde Yönetmelikte Yürütme Kurulu tanımının içinde ek bir paragrafta yapılacak Genel Sekreter tanımı yeterli olacaktır.

II’nci alternatifte Belediye Başkanının onayı öne çıkmaktadır. Yürütme Kurulu önerdiği isimlerin fazlalığı ile güç kazanırken, Genel Sekreter önerisinde çok sayıda alternatif olabilmesi hali sakıncalar da doğurabilir. Yine seçilmiş Belediye Başkanı, Seçilmiş Yürütme Kurulu ile arasına görev tanımı farklı bir makam konulmak suretiyle güç durumunda kalabilir.

Tabi bu arada en önemli olgu Genel Sekreterin sekretarya hizmet sorumlusu ötesinde bir görev tanımının yapılıp yapılmayacağıdır. Eğer Sekreter sadece Sekretarya hizmetlerini organize edecekse sorun yok, ama Gündem 21 Genel Sekreteri tanımına yakın bir iş tanımı yapılacaksa kargaşa ve sorun bu noktada çıkacaktır. Bu husus Kent Konseylerine işlevsellik kazandırmak için yapılacak düzenlemelerin en önemlisidir. Kanaatimizce Yönetmelikte iyi tanımlanmış Yürütme Kurulunda görevli, yol ve yön gösterici, koordinasyon sağlayıcı bir genel Sekreter’e mutlak ihtiyaç vardır. Ve bu görevin Belediye içinden veya dışından işi sadece bu görev olan bir kişiye ücret veya bedel karşılığı yaptırılması uygundur. Bu yetkiliye bağlı Yürütme Kurulu Sekretarya Ofisi yeterli kalite ve personel sayısına sahip olmak kaydıyla Belediyece düzenlenecektir.

Yürütme Kurulu içerisinde bulunan ve Genel Sekreter olarak seçilen kişinin, Kent Konseyi üst yönetimi olan Genel Kurul ve alt birim çalışma gurupları ile Meclislere karşı sorumluluk ve yetkileri yönetmelikte açık bir şekilde belirlenmelidir. Bu görevlendirme yapılırken yine mutlaka Gündem 21 deneyimlerinden istifade edilmelidir.

Bilindiği gibi, 5393 sayılı Kanunun 77. maddesinde ifade edilen Belediye Hizmetlerine Gönüllü Katılımı öngören yasa maddesi 09.10.2005 tarih ve 25961 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan yönetmenlikle açıklık kazanmıştır.

Kent Konseyi olgusunun da bir gönüllülük ilkesi ihtiva ettiği düşünüldüğünde bu iki yönetmeliğin işlevler açısından benzerlikleri çok fazladır. Kanaatimizce bu iki oluşumu farklı irdelenmek yerine gönüllülerin Kent Konseyi çalışma gruplarına monte edilmelerinde daha bağlayıcı hatta bağımsız hareket etmeme gibi bir zorunluluğun tanımında yarar vardır.

Kent Konsey çalışmalarında gönülsüzlük, Belediye çalışmaların da gönüllülük gibi bir ilginç çelişki geçmişten taşınan bir takım yanlış uygulamaların devamı olacaktır. O yüzden bu hususta da yeniden hassas bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.

Tekrar edersek; Kent Konseyi olgusunun özgün ve yaygın karakteri göz önünde bulundurularak, örgütlü ve örgütsüz halk kesimlerinin ve yine gönüllülerin katılımını, katkısını öngören iradesi düşünüldüğünde iyi ve güçlü bir model olduğunu söyleyebiliriz.

Yönetmenlikte fazlaca detaylandırılmış bir yönlendirme yerine Kent Konseylerinin; karar vericilere yardımcı fakat bir o kadar da baskı ve denetim oluşumları olduğunun belirtildiği ve yerel bazda özgün örgüt yapısı ihtiva eden, genel deneyimlerin paylaşılarak şekillendiği bir konsey oluşumuna imkân tanıyan daha az detaylı bir yönetmelikle güçlendirilmesi gerekir.





Sorun Kent Konseylerine katılımı arttırmak sorunu değildir. Sorun; Kent Konseylerinin iyi niyet ve çabalarının anlatılamıyor olmasıdır; halkın yönetime katkısının lüks değil bir ihtiyaç olduğunun iyi belirtilememesidir, yerel ve genel siyasi kaygıdan uzak “ait olmaktan öte sahip olmak” duygusunun ehil kişilerce yaygınlaştırılamamasıdır. Ve en önemli sorun sosyal uzlaşının tesisi için gerekli güven ortamının yaratılamamış olmasıdır.

Birde Kent Konseyleri çalışma gruplarının oluşumu ve meclislerin çalışmalarına ilişkin önerimiz olacak. Şöyle ki; örneği basit olacak ama bu bizim deneyimlerimizle tespit ettiğimiz bir haldir. Yaklaşık dört yılı aşkın süredir her Çarşamba günü başta Belediye Başkanı olmak üzere tüm Yatırımcı Daire Müdürleri ile birlikte bir Muhtarlıkta Halk toplantıları yapıyor, o gün o mahalle de sorunları yerinde tespit ederek, anında müdahalelerle çözümler üretiyoruz. Bu örnek uygulamada yerel yönetim olarak giderek çok büyük ve önemli sonuçlar içeren deneyimler elde ettik.

Ancak ilk başlarda gördüğümüz tablo; vatandaşın, konuları çok kişiselleştirdiği, sorunu çözebilecek Makam ve Yetkili Kurum hakkında bilgisiz oluşu dolayısıyla her şeyi herkese anlatmak suretiyle çözüm bulamadığı için sisteme dolayısıyla yöneticilere kızgın ve kırgın olduğu idi. Bu toplantılarda giderek daha ortak sorunların dile getirilmesi, yetki ve sorumlulukların anlatılması ile vakit kaybı ve güven erozyonu önlendi. Ancak kişisellik hiçbir zaman geri plana itilemedi.

Bunu yaptığımız diğer iletişim toplantılarında da yaşadık ve yaşamaya devam da ediyoruz. Aydın Kent Konseyi kuruluşunda, Çalışma grupları ve Meclis oluşturma çalışmalarında da aynı sorunla karşılaştık. Grupların kalitesi ne olursa olsun kişisel beklentilerin çok öne çıkmasını önleyemedik. Bu üniversitede böyle oldu, Oda toplantılarında da hatta siyasilerle yapılan istişare toplantılarında da.

Bu deneyim bize; gündemi belirlenmemiş tüm iletişim toplantılarında bunun maalesef bu şekilde bir alışkanlık yarattığını kanıksattı. O yüzden sistem ortak amaçlar için ortak akıl üretmeyi yerleştirene kadar, üzerinde çalışılması düşünülmesi ve fikir üretilmesi arzulanan dolayısıyla grup uzlaşısını ve neticede ortak akılı yaratacak yerel ve genel gündem belirlemenin yararını tespit ettik. Buna çalışılması gereken ev ödevi diyebilmekte mümkün. Zaten çok fazla başlık içermeyen genel ve yerel gündemin süre tayin edilip belirlendiği ve deklare edildiği grup çalışmaları ile bundan çok daha yaygın sonuçlar içeren başarılı neticeler alındığını da gördük.

Dolayısıyla Kent Konseylerine belirli süreleri kapsayan genel başlıklarda konular önerilmesinin; somut sonuçlara sebep olacağını, grup çalışmalarında daha fazla katılımın bulunacağını ve müsbed gözle görülür, örnek alınacak deneyimler kazandıracağını biliyoruz.

Bu arada Dünya Sağlık Örgütünün Dünya genelinde uyguladığı Sağlıklı Şehirler Projesinin aktif üyesi olan Belediyemizin bu proje çalışması sırasında faz olarak adlandırılan 4’er yıllık dönemlerde; aslında dünya geneline ait fakat yerel ölçekte de etkileri olacağı bilinen konularda çalışma yapmaya yönlendirilmesi yerel ölçekte ortak uzlaşı alanlarımızı çoğaltmış, yine yerel çözüm önerilerinde bütünlük ve çözülebilirlik sağlanmıştır.





Sonuç olarak Kent Konseyi olgusu; örneği olsun olmasın, özgü sayılsın sayılmasın yerelleşme hareketimizin başarısı için bir sıçrama taşı olarak kullanılabilecek çağdaş, demokratik bir uygulamadır. Ancak zaman ve deneyim; dolayısıyla uygulama örneklerinin açık açık paylaşıma ihtiyaç vardır.


MEHMET KÜÇÜKYUMUK
BAŞKAN DANIŞMANI





Reddit!Del.icio.us!Google!Live!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!FeedMeLinks!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 
Sonraki >
YayinCELL Mobil Demokrasi Platformu