İMPARATORLUKTAN GÜNÜMÜZE BELEDİYECİLİK (2) PDF Yazdır E-posta
Kısaca özetlersek, yerel yönetimlerde devamlılık ve hukuki kurumsallaşmak esastır. Böyle idari hukuk sürecinin ise Osmanlı kentleri veya kırsal alandaki topluluklar için uzun zaman söz konusu olmadığı açıktır. Yerel Yönetimlerde kurumsallaşma ülkemiz için çok yeni bir olgudur. 15. yüzyıla kadar yerleşimlerde yönetime hakim sınıflar; Ahiler ve loncalar ve merkezden desteklenen tarikatlardır. Tanzimat öncesi dönemde Belediye Yönetimi,merkezin güdümünde dinsel kurallara dayanmakta ve bunu Kadı’lar temsil etmekteydi.Kadı tanzimat öncesi dönemde adli,beledi ve mülki fonksiyonları yürüten bir kişiydi. Geleneksel devlet yapısından dolayı devamlı görev yapan ve kurumlaşan bürokratik kadrolar bulunmadığından kadı da görevlerini kendi kapı halkı özel personeli ile yürütür zaman zaman halkın ileri gelenlerinden istifade ederdi.

Bu dönemde merkezi idare ile yerel halkın herhangi bir konuda uzlaşma içine girdikleri, birbirine destek vererek ve ortak bir kararda birleşerek yönetimi paylaşmaları söz konusu değildir.

Görüldüğü gibi Belediye Taşra Teşkilatlarının kuruluşu 1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi ile başlamıştır. 1870 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesinde taşrada (eyalet bazında) azda olsa yerel yönetimlere bir yetki genişliği verilmek istendiği görülmektedir.

Osmanlı döneminde Belediye Teşkilatının yetki ve sorumluluklarını belirleyen en önemli belge 1877 tarihli Dersaadet ve Vilayet Belediye Kanunu’dur. Bu yasa Belediye Yönetimlerini Vilayet bünyesinden çıkararak ayrı bir tüzel kişilik olarak tanımlamıştır.

2- Cumhuriyet Dönemi; Cumhuriyet dönemi belediyeciliğin temeli Tanzimat’tan sonra atılmıştır. Tanzimatla birlikte ticaret gelişmiş, mülkiyet hakkı güvenceye alınmış, bankalar, sigorta şirketleri kurulmuş, özellikle liman kentlerinde önemli değişiklikler yaşanmış, yeni kentsel hizmet ihtiyaçları ortaya çıkmıştır. Osmanlı döneminden devir alınan devletçi ve merkeziyetçi gelenek Cumhuriyet döneminde de sürmüştür.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yerel yönetimler alanında getirilen en önemli düzenlemelerden birisi 1924 tarihli Köy Kanunu’dur. 1929 ekonomik krizini takip eden yıllarda dönemin belediyeciliğini etkileyen diğer bir gelişmede devletçilik ve halkçılık ilkelerinin kabulü olmuştur.

Dönemin halkçılıyla; batının uygarlık düzeyi ile kent soylu yaşama geçiş hedeflenmişti. Bu dönemde (tek partili dönem) parti örgütü ile devlet örgütü iç içedir. Dolayısıyla Belediyelerde farklılaşma, yönetsel gelişme olmamıştır

1930 yılına kadar Belediyelere yeni yetki ya da gelir arttırıcı bazı düzenlemeler yapılmış olsa da genel bir düzenlemeye gidilmemiştir.

Belediyelere ilişkin bütünsel düzenleme 1580 sayılı ve 1930 tarihli Belediye Kanunu ile getirilmiştir.1930-1935 yılları arasında belediye kanunu ile birlikte uzun yıllar Belediyeciliği şekillendiren başka önemli yasal düzenlemelerde yapılmıştır.

Bunlardan en önemlileri;
-->1930 Umumi Hıfzısıhha Kanunu
-->1933 Belediye Yapı ve Yollar Kanunu
-->1933 Belediye Bankası Kuruluş Kanunu
-->1934 Belediye İstimlâk Kanunu
-->1935 Belediyeler İmar Heyeti Kuruluş Kanunu’dur.

Ayrıca 1956’da İmar Yasası, 1956 yılında Kamulaştırma Kanunu yasallaştırılmıştır.

1961 Anayasası ile yeni Demokratik anlayışın yolu açılmış, demokratik düzenin kurulması ve işleyişine yön verecek kurumsal yapı yeniden tanımlanmış, toplumsal yaşamı yeni değişimlere ve sosyal görüşlere açacak çerçeveler oluşturulmuştur.

1961 yılını takip eden yıllarda yapılan yasaların buna ne kadar olanak verdiği tartışılır.

1966 çıkarılan 775 sayılı Gecekondu yasasının kentlerde oluşan sağlıksız gecekondu bölgelerini islah etme, tehlikeli olanlarını tasfiye etme ve yoksul veya dar gelirlilere gecekondu önleme bölgelerinde arsa ya da konut sağlama yönünde getirdiği önlemleri olumlu bir hamle olarak görmek mümkündür.

1961 Anayasasıyla planlı döneme geçilmiş, plan ilkeleri arasında Anayasanın refah devleti anlayışının merkezi yönetim eliyle gerçekleştirileceği öngörülmüştür. Bu vesile ile güçlü bir merkezi karar örgütü olan DPT ortaya çıkmıştır. Planlı dönemin ilk ikisinde (ilk on yılda) güçlü merkeziyetçi siyasal görüşler egemen olmuş bu da yerel yönetimleri baskı altında tutmuştur.

1960’larda mevcut Belediye sınırları dışına taşmış büyük şehir çevresinde çok sayıda küçük belediyelerin kurulması gerçekleşmişti. Kentler üzerindeki aşırı yığılmalar sosyal ve teknik alt yapıyı yetersiz hale getirmiş, 1960’ların ortalarında Hava Kirliliği sorunu gündeme gelmiştir. Ayrıca büyük kentlerde kent içi ulaşım sorunu ortaya çıkmış ve toplu taşımacılık ve özellikle metro konuları konuşulur olmuştur.

Yine planlı dönemde; sanayi kuruluşlarının artışıyla kent dışında ucuz araziler üzerinde yerleşerek çarpık kentleşmeye öncülük ettikleride görülmektedir.

Bu dönemde merkezi fon ve yatırımların yeni belediyelerin kurulmasını özendirmesi, kentleşme ve nüfus artışı Belediyelerin sayısını hızla arttırmıştır. (1961’de 998 Belediye varken 1973 yılında bu sayı 16213 olmuştur.)

Belediyelerin birçok sıkıntı yaşadığı dönemde Belediyeler merkezdeki kaynaklardan yararlanmak için İller Bankasının teknik yardımını harekete geçirmeyi başarmışlar ve beldelerine alt yapı ve diğer yatırımları çekmeye uğraşmışlardır.

1930 tarihli 1580 sayılı Belediyeler Kanun’da sözü edilen “Belediyeler Birliği” anlayışı 1970’lerde işlev kazanmıştır. Belediyelerin karşılaştıkları sorunlara, sınırlamalara birlikte çözüm aramak, kıt kaynakları en ekonomik biçimde kullanmak ve yenilikçi arayışlara yönelmek eğilimi 1970’lerde ortaya çıkan Belediyecilik anlayışının temel ilkelerinden biri halini almıştır.

1973 yılında yapılan seçimlerden sonraki gelişmelere baktığımızda belediyelerin kendi ihtiyaçları olan mal ve hizmetleri doğrudan üretmeye başlamaları, asfalt fabrikaları kurmaları, ekmek fabrikası girişimleri, toplu taşımaya öncelik vermeleri, toplu konut girişimlerine başlamaları 1977’ye kadarki dönem de olmuştur.

1 Mart 1981 tarihinde 2380 sayılı Belediyelere ve il özel idarelerine Genel Bütçe vergi gelirleri tahsilât toplamı üzerinden yüzde 5 pay verilmesi kararlaştırılmıştır.

1982 yılından itibaren sanayi sitelerinin ve organize sanayi bölgelerinin yerel yönetimler eliyle planlanması ve inşası gündeme gelmiştir.

1983 seçimlerinden sonra gelen hükümet merkezi idarenin bazı yetkilerini yerel yönetimlere devretmiştir. Nüfus artışı ve kentleşme gibi sosyo-ekonomik sebeplerle kaynak ve hizmetlerin belediyelere devri,yerel yönetimlerin yetkileriyle beraber siyasal önemini de arttırmıştır.

Türkiye’de Büyükşehir Belediyesi yönetimleriyle ilgili ilk temel düzenleme; 1984 yılında “Büyük şehir Belediyelerinin Yönetimi hakkındaki kanun hükmündeki kararnameden sonra 23 Mart 1984 tarihinde yürürlüğe giren Büyükşehir Belediye Kanunu’dur.

1956 yılında çıkarılan İmar Kanunu 1985 yılında 3194 sayılı yeni İmar Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış imar ve plan konularında birçok hususta Belediyeler yetkili kılınmıştır.

Avrupa Konseyi, 1981–1984 yılları arasında yerel idarelerin özerkliği ile ilgili bazı ilkeleri tartışarak “Yerel idarelerin güçlendirilmesi, özerkliklerinin savunulması, yerinden yönetim ve demokrasi ilkelerine dayanan bir Avrupa’nın kurulmasının temel koşuludur.”görüşünden hareketle bir karar tasarısı hazırlamış, hazırlanan tasarıyı daha sonra “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” olarak kabul etmiştir. Özerklik şartı Türkiye tarafından 21 Kasım 1988’de imzalanmış, TBMM Genel Kurulunda 8 Mayıs 1991 tarihinde kabul edilmiştir.

Kamu Yönetimi Reformu kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda, Belediyeler ve Büyükşehir Belediyeleri 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 03.07.2005 tarihli 5393 sayılı Belediye Kanunu ile yeniden düzenlenmiştir.

Bu düzenlemelere gerekçe olarak; belediyelerin hızla gerçekleşen nüfus artışı, sanayileşme, şehirleşme ve bunların getirdiği sorunlar karşısında yetersiz kalmaları, demokrasi, katılım, özerklik ve etkinlik gibi temel değerlerin belediyelerde tam olarak uygulama alanı bulunmadığı gösterilmiştir. Bu çerçevede belediyelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, organları ve teşkilatı, belediye yönetimine ilişkin esaslar ile merkezi idare ile ilişkileri bu yeni kanunla düzenlenmiş ve belirlenmiştir.

Belediyeler ile ilgili son düzenlemeler yapılırken, mahalli idarelerin temel değerleri olarak demokrasi, özerklik, katılım ve etkinlik ilkeleri benimsenmiştir. Yasa yerinden yönetim ilkesinin bir gereği olan özerkliği; mahalli idarelerin kanunlarla verilen görev ve hizmetleri kendi organlarının kararıyla ve kendi sorumlulukları altında yerine getirmesi; katılımı idarelerin demokratikleştirilmesi; etkinliği ise kamu yönetiminde yaşanan değişime uygun olarak etkili, verimli ve hizmet odaklı bir yönetim kurulması olarak kabul etmiştir.

Belediyelerin yeniden yapılandırılmasında bu yönetimlerin daha demokratik, katılımcı ve şeffaf hale getirilmesi de amaçlanmıştır. Mahalle yönetiminin, Sivil Toplum Kuruluşlarının, kent konseylerinin karar alma sürecinde etkin rol oynamasını sağlayacak düzenlemeler yapılmıştır.

Bu konuda yapılan düzenlemelerin temel amaçlarından biriside yerel yönetimlerde etkili ve verimli bir yönetim oluşturmaktır. Stratejik plan yapma zorunluluğu bu sebeple konulmuştur.

Ayrıca bu düzenlemelerle Belediyeler Yerel Kalkınmada öncü, ön açıcı, yol gösterici ve olanak yaratıcı ciddi bir konuma yönlendirilmiş, kurumsal sosyal sorumluluk alma hususunda da Sosyal Belediyecilik nosyonu ile donatılmışlardır.

Mehmet KÜÇÜKYUMUK
BAŞKAN DANIŞMANI

Kaynaklar;
Tamer UYSAL (Siyasi Sistemlerde Teslimiyet sorunsalı 1-2)
T.C Başbakanlık Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı
T.C Başbakanlık Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma




Reddit!Del.icio.us!Google!Live!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!FeedMeLinks!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 
< Önceki   Sonraki >
YayinCELL Mobil Demokrasi Platformu