|
Dünyada ve Türkiye'de Çevre |
|
|
|
Gelişen ve değişen yeni dünya da insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamaları dolayısıyla refah standardının arttırılması, uluslar arası ve ulusal bölgeler arası gelişmişlik farklarının en aza indirilmesi bu sebeple özel standartlar yerine küresel standartların geliştirilmesi; devletler, sektörler ve insanlar arası yeni işbirliklerinin kurulmasını, sürdürülebilir planlı çalışmaların yapılmasını gerekli kılmaktadır.
Birim birim stratejik plan gereksinimin yanında dünyanın bütününü kapsayan bir stratejik plana ihtiyaç vardır. Gelişmiş ülkeler ve birleşmiş ülkelerin bu konuda duyarlı davranıp dünyanın, ülkelerin geleceğine ilişkin planların yaptıklarının görüyoruz. Ancak bu hususta daha alt yapılarındaki eksikleri belirleyememiş veya ekonomik anlamda bu sorunların çözümünde yetersiz kalan diğer ülkelerde dünyanın geleceğine ilişkin hiçbir çabanın içerisine girilemiyor olması da üzerinde durulması gereken bir olgudur. Zaten o yüzden de ayrımsız işbirliklerinin şart olduğunu söylemek durumundayız.
Dünyanın kalkınmasında dünden gelen ve bugün daha da önemli olduğu ortaya çıkan dengesizliklerin en aza indirilmesi, insanların çoğunluğunun ihtiyaçlarının daha iyi karşılanabilmesi, sürekli ve kalıcı kalkınma yoluyla yoksulluğun giderilmesi Dünyayı yönetenlerin yeni savaş ve uzlaşma alanlarıdır.
Bir diğer ülke insanlarına zarar vermeden sürekli ve dengeli kalkınmanın gerçekleşebilmesi; onlarında bu sürece dahil edildiği, dünyayı ve çevreyi koruma işleviyle entegre bir çaba olarak yerine getirilmelidir.
Ve bu çaba özellikle az gelişmiş ve çevre konusunda yoğun sıkıntı ve problem yaşayan ülkelere özel itina gösterilerek sürdürülmelidir. Zira dünya bir bütündür.
Kalkınma; yukarıda belirttiğimiz gibi doğa ile uyum içerisinde sağlıklı ve verimli bir şekilde sürdürülürse bugün yaşayanlar ve yarınlarda gelecek nesiller içinde yararlı olacaktır.
Dünyanın ekosisteminin korunarak ve hatta iyileştirilerek sürdürülebilirliğinin sağlanması oluşmuş ve oluşturulacak ekonomik güç birliklerinin aynı süreçte çevre ile ilgili sorumluluk alarak kalıcı bir ekosistem içinde ortaklıklar oluşturmalarını zorunlu kılmaktadır.
Sevindirici olan bu gerçeğin farkına varmış gelişmiş toplumlar ve onların birlikleri; dünya çevresinin korunması konusunda kendi yarattıkları baskının yine sahip oldukları ekonomik ve teknolojik güçleriyle kaldırılması yolunda gayret etmektedirler. Sürdürülebilir gelişme ve kalkınma için yaptıkları planları, mevcut ve olması muhtemel çevre sorunlarının çözümleriyle birlikte değerlendirmektedir.
Gerek doğal çevre erozyonuna, gerekse aniden ortaya çıkan ve acil müdahale gerektiren çevre sorunlarına karşı yapılanlar sevindirici boyutlardadır. Tüm dünya ulusları uygulanabilir çevre mevzuatı oluşturmuş. Standartları birbirine yakın bu hukukun uygulanmasında karşılaşılan güçlükleri aşabilmek adına ihtiyaç duyan ülkelere finans ve teknoloji yardımı yapılmaktadır. Bu cümle dünyada çevre koruma bilincinin üst seviyelerde olduğunu anlatmaktadır.
‘Kirleten öder’ mantığı giderek yerleşmekte her kalkınma çabası maliyetlerinin içerisine yüklüce bir çevre koruma ve geliştirme fonu koymaktadır. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Rio deklarasyonu ilgili maddeleri işlemektedir.
Genel anlamda dünyanın bu günkü hali ile çevre duyarlılığının özeti budur.
Ancak dünyanın ayrılmaz ve vazgeçilmez parçası ülkemizdeki durum bu iyi tabloyla ne denli uyumludur, çevre bilinci yaratılmış, bu anlamda stratejik planda gereken önem ve ehemmiyet verilebilmiş midir?
Konu Türkiye olunca her halükarda çok istememize rağmen iyi şeyler yazamayıp söyleyememek hüznü gelip çöküveriyor içimize.
Bugün ülkemizde hızlı kentleşme ve giderek gelişen sanayileşme sonucu, kentsel alt yapı hizmetlerine olan ihtiyaç süratle artmaktadır. Yerel yönetimler; içme suyu, kanalizasyon ve arıtma sistemleri ile katı atık bertaraf sistemleri gibi alt yapı için gerekli planlama çalışmalarına öncelikle bütçelerin yetersizliği ve yanında siyasi tercihleri nedeniyle gereken önemi göstermektedirler.
Biraz önce bahsettiğimiz çevre bilincinin; birkaç dernek vasıtasıyla ağaç dikmek, çöp toplamak, pil toplamak gibi küçük ve güdük kampanyalarıyla oluşturduğunu, netice alınamayan birkaç küçük gösteri ve ses getirmeyen basın bültenleriyle kamuoyu yarattığını söylemekle oluşup gelişmeyeceğini biliyoruz. O yüzden özellikle yerel yöneticilerin sağlıklı ve yeterli içme suyu temin edebilecek, atık suların ve katı atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilebilmesini sağlayacak, bu önemli yatırımlara kaynak temin edebilecek, teknik ve ekonomik yönden mükemmele yakın sistemler kurabilecek, bu hususlarda dünya standartlarını yakalayabilecek insanlardan seçilmesi gerekmektedir.
Elbette bu yatırımlar için küçük boyutlu diyebilmek mümkün değildir. Fakat gerekliliklerinin boyutu çok büyüktür. Ve uzun sağlıklı yaşayabilmenin ekonomi kadar olmazsa olmazıdır.
AB standartlarında bir çevre yasasına, su yasasına, atık yasasına, çevre ajansları yasasına, çevre denetim yasasına dahi sahip olmadığımızdan da çok uzun yolun başındayız.
Dünya standartlarına erişebilmek, Avrupa Birliğinin üye ülkelerine yaklaşmak adına bugüne kadar içerisinde bulunduğumuz aymazlıktan en kısa zamanda çıkmalıyız.
Bir an önce bu çalışmalara start vermemiz gerekiyor. Ulusal Stratejik Planda cümlelerde kalmayacak, merkezi otoritenin el koyup işlerlik kazandıracağı bu çalışmalar bitirilmeden çağdaş ve gelişmiş bir ülke olmaktan bahsedemeyiz. Ekonomik kalkınmamızın ön şartı uygun ve sürdürülebilir bir eko sistemin kurulmasıdır.
Bu önemli konuda da ilk önce adeta kendimizle yarışmak durumundayız. İnsanlarımızın yaşam standartlarını arttırabilmek, gelecek nesillerimize sürdürülebilir bir kalkınma bırakabilmek için öncelikle çok tahrip olmasına rağmen; iyileştirilmiş ve elden tamamen çıkmaması için gerekli tedbirleri alınmış bir çevre yaratmak en önemli işlerimizin başında gelmelidir.
Hele dünyanın içinde bulunduğu teknolojik gelişim göz önünde tutulduğunda çok gerilerde kalacak olmamızın geleceğimiz için ümit var olmamızı engellediğini, bununda her kesimden insanımızı moral olarak olumsuz etkilediğini unutmayalım. Dışa açılmada, bir takım yabancı paylaşımcıları çekmekte, yatırımları getirebilmede özellikle sağlam ve sürdürülebilir çevre alt yapısının mevcudiyetinin önemini tekrar etmek çok anlamlı olmaz her halde.
Çevreyi harcayarak elde edilecek servet kalıcı olmayacaktır. Dünyanın dışında kalamayız, dünya nimetlerini sözde üretirken tüketen olmak yerine koruyan, kollayan güce erişmeliyiz.
Türkiye tarafından yapılacaklar aynen 2003-2006 yıllarını kapsayan Ön Ulusal Kalkınma Planından alınmıştır;
- Çevre alt yapı yatırımlarında kullanıla kaynakların programlama ve projelendirilmesine ilişkin çalışmalar yapılacaktır.
- Çevresel alt yapı yatırımlarının işletilmesinde etkinliği sağlamak için personelin eğitilmesi ve kurumsal alt yapının iyileştirilmesine başlanacaktır.
- İnceleme ve değerlendirme raporları hazırlanacaktır.
- Su hizmetlerine yönelik karar destek sistemleri geliştirilecektir.
- Türkiye de kişi başına üretilen katı atık miktarı ve yeniden değerlendirilen katı atık miktarındaki değişim takip edilecektir.
-Kaynakta ayrıştırma konusunda hane halkı eğitilecektir.
2006 yılının 3 ayı geçti hangisi gerçekleşti?
Mehmet KÜÇÜKYUMUK Başkan Danışmanı / Halkla İlişkiler Yönetmeni
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|