|
|
Son yıllarda özellikle 2005 yılında toplumumuzun her kesiminde daha önce olmadığı kadar fikir ve projeler üretiliyor gibi görünmesinin ana sebebi AB’nin çeşitli fon kaynaklarının kullanılması için yapılan çağrılar gibi geliyor bana.
Çeşitli isimlerdeki destek fonlarından para temin edilerek ortaya konulmuş çoğu küçük bütçeli ve birbirinin benzeri projelerin toplumumuzun çok çeşitli faaliyet alanlarında uygulanmaya başlanması elbette yararlı bir husus. Ancak amacı sadece fon kaynaklarından istifade ile sınırlı profesyonellerce yürütülen birçok projenin de sürdürülebilirlik ve sonunda istihdam yaratma gibi temel amaçların gerçekleşmesini sağladığı söylenemez.
Özellikle geçen yıl kartvizitlerinde AB Proje Danışmanlığı ve buna benzer ifadeler bulunan çantalı çoğu gayriciddî yapay sektör mensuplarının piyasada yer almaları bu çok ciddi ve önemli konuda bir takım kaygıları da gündeme getirdi. Burada bu işi ülke menfaatlerini göz önünde bulundurarak sonuçlarının sosyal ve ekonomik boyutlar içerdiği projelere uygulama sağlayan az sayıdaki ciddi profesyonelleri, akademisyen ve uzmanları söylemlerimin dışında tutuyorum. Övgüyle ve nedense kıskançlıkla izlediğim çok enteresan projeler için söylenecek hiçbir şey yok diye düşünüyorum. Ancak özellikle herkesin bilip söylemediği, söylüyorsa da uygulanışına benim şahit olmadığım ve ancak duyduğum %7 ile %10 arasında bir meblağ ifade eden danışmanlık ve koordinatörlük bedeli ile proje denetmenlerinin çok karşı çıkmadığı bazı harcamalardan prim ve pay almak gibi konular Projeciliği cazip kılan faktörler haline geldi dolayısıyla sektörde fırsatçı, uyanık ve kötü niyetlilerde var diyebilirim.
Fikir üretmek, bunları uygulanabilir, sürdürülebilir, yararlı projeler haline getirmek çağdaş gelişim sürecinde toplumun değişime, yeniliğe ve yenileşmeye adaptasyonu için çok gerekli bir hal oldu.
Şu cümleyi de üzülerek sarf ediyorum; ARGE – ÜRGE – EĞİTİM ve Proje Üretim birimlerinin pasif görev ve sürgün görevler gibi görülerek özellikle kamuda buralara bir takım tayin ve atamaların yapıldığını da biliyoruz. Maaşlarını almaları için gönderildikleri bu çok işlevsel olması gereken birimlerin kadrolarının ful dolu oluşunu ve adlarına uygun iş üretmemelerini, bütçelerinin dahi personel giderlerinden ibaret güdük, küçük olduğunu yıllardır görmekteyiz.
Gelişen ve değişen dünyada şu an kabul edilen en önemli görüş; insana yatırım yapmak, insanın üretkenliğinden uygun koşullarda en iyi şekilde istifade etmek iken başta siyasi ve buna çok yakın kişisel tercihlerle insanları hem de en fazla aktif olabilecekleri yerlerde ellerini kollarını bağlayarak, tecrübe ve deneyimlerini yok sayarak, atıl ve süreç dışı bırakmak aslında kişileri değil toplumu, toplumun geleceğini cezalandırmaktır diye düşünüyorum.
Küreselleşme gerçeğini idrak etmiş, bilginin ve teknolojinin önemini kavramış yeni dünya düzeninde ülkelerin bir takım güçlükleri aşarak, çağdaş, sınırsız, özgür ve refahını yükseltmiş ülkeler haline gelebilmelerinin en özel şartı fikir ve proje üretmek, fikir ve proje sahibi beyinleri çoğaltmak, yeniliğe ve yenileşmeye direnç göstermeyen bir toplum yapısını kalıcı kılmaktır.
Herkes fikir dolayısıyla bir proje üretebilir mi? Evet herkes her ortamda bir şeyler söyler, bir şeylerin selameti için görüş ve bir yargı öne sürebilir, sürmelidir de.
Şüpheci, araştırmacı, bilgi sahibi fertlerin çoğalması, bunun çağdaş yaşamın bir gereği olduğunun topluma kabul ettirilmesi şarttır. Beyinlerin devrimci kılınması, yenilik ve yenilenmeden korkmayan, fikir ve düşüncelerini özgürce söyleyebilen insanların sayısının çoğalması, bu özgür ve demokrat ortamın yaratılması yönetenlerin en büyük görevidir.
AB’nin hemen her projesine şartsız destek verdiği ve teşvik kapsamına alarak ayrıcalıklar tanıdığı Bremen Eyaletinde Yerel Yönetim, İş adamları, Üniversite üçlüsünün öncülük ettiği fikir ve proje üretiminin 500 bin nüfuslu bir kente neler kattığını ve katmakta olduğunu çok kısa süre önce gören ve yaşayan biri olarak neden bizde yapmayalım ki sorusunu aklımdan çıkaramıyorum.
Salt AB fonlarından para almak gibi güdük bir hedefe kilitlenmeden, tüm dinamikleri harekete geçirecek, ortak hareketi tesis edecek fikir ve projeler üretmek, uygulanabilirliğini sağlamak çok zor değil diye düşünüyorum. Ama dedim ya bunu ülkenin geleceği adına ciddiye almak, bu bilinci çok geniş toplum katmanlarına yaymak, Avrupalının yıllar önce Eğitimde müfredata dâhil ederek İlköğretimde ders olarak uyguladığı “ Toplumda yenilik ve yenilemecilik (İnavasyon)” derslerinin bizde de Milli eğitim Programlarına alınmasını sağlamak, Kamuda ARGE – ÜRGE – Eğitim ve PÜKOM’un aktivite kazanması için özel bütçeye geçmek, Teknik, Bilişim ve Bilgisayar Teknolojilerinin kullanılabilmesinde özel teşvikler uygulamak, destek vermek ve hatta bu tür uygulamaları belli ölçeklerde zorunlu kılıcı yasal düzenlemelere gitmek, Üniversiteleri Sanayi ile birlikte çalışacakları Teknopark kuruluşlarında işin sahibi ve öncüsü kılmak, Devletin gücünü ve imkânlarını seferber etmek, kaynakların daha bilimsel kullanımını sağlamak, teşvik uygulamalarını lokomotif ve öncü sektörlere kaydırmak, KOBİ’leri kollamak, önlerini açmak, müteşebbise maddi-manevi güç katarak istikrar ve güveni sürekli kılmak velhasıl bu anlamda da en kısa sürede yeniden yapılanmak lazım.
Hiçbir şey için geç kalınmış değil, ancak hareketsizlik kalıcı atalete dönüşmeden bir yerlerden başlamamızda şart.
Mehmet KÜÇÜKYUMUK Başkan Danışmanı Halkla İlişkiler Yönetmeni
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|
|
|