Anadolu’muz Dünyanın asırlardır kıskanarak, gıpta ile baktığı yeryüzünün en güzel topraklarıdır. Ve bu topraklar sadece kendi menfaatleri için anlaşmış ve kendilerini düveli muazzama diye tarif edip tüm dünyayı ele geçirerek egemenlikleri altına almak ve böylelikle Dünya Halklarını köleleştirmeye karar vermiş emperyalist ülkelerin hep ilk arzuladıkları yerler olagelmiştir.
Hemen hemen hiçbir hazırlığı olmadan, büyük maddi olanaksızlıklarla 1.Dünya Savaşına girip yenilen tarafta yer aldığı için yenilmiş sayılan, ülkemizin kaderini maalesef galipler eline bırakmış Osmanlı yönetiminin teslimiyetçi politikası ile yaşanan çaresizlik ve umutsuzluklar sonucu maruz kalınan diretmeler sonunda yurdumuzu ele geçiren işgalcilerin çağdışı uygulamaları, zorbalığa dayalı davranışları; tüm dünyadaki mazlum devletlere örnek olan bir kurtuluş mücadelesinin yine Anadolu’dan ve hem de Ege’den, Aydın’dan başlamasına sebep olmuştur.
Gerçekten de; Olmayan topuyla, olmayan tankıyla, olmayan silahıyla, cephanesiyle sadece imanına ve inancına güvenip ne bulduysa onunla, kadın-erkek, yaşlı-genç, çoluk-çocuk, özgürlük ve namus mücadelesi veren, bu toprakları kurtaran; Hoca Nasrettin gibi güldüren, Neyzen gibi düşündüren, Kerem gibi ağlatan, Yunus-Karacaoğlan gibi seven, Mustafa Kemal gibi büyük asker ve dehayı yetiştiren eşi emsali bulunmaz Türk Ulusuna örnek İlk Kuvayi Milliye hareketi Aydın’da başlamıştır.
Bu kutsal topraklarda bugün böyle özgür-hür ve mutlu yaşıyorsak, bunu 85 yıl önce bu meydanda kurtuluş, bağımsızlık, namus ve toprak için canını hiçe sayan şehitlik ve gazilik mertebesine ulaşmış binlerce isimsiz kahramana, Yörük Ali Efelere, Demirci Mehmet Efelere, Mestan Efeye, Çete Ayşelere ve onlar gibi inanmış yiğit insanlara borçluyuz.
Onların kanları, canları pahasına kurulan bu Cumhuriyette onur, şeref ve gururla yaşıyorsak, bir avuç imanlı, inançlı, vatansever, arlı-namuslu bu insanlara sonsuz minnet ve şükran borçluyuz.
Aziz hatıraları önünde saygıyla, sevgiyle eğiliyorum.
Bugün dünden daha fazla ilke ve inkılâplarına sahip çıkmak zorunda olduğumuz, genç Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ ü de bugün bu vesile ile hasret, rahmet ve saygıyla anıyorum.
Bilmeliyiz ki; Onun işaret ettiği Çağdaş devletler seviyesini aşıp gelişen ve değişen dünyada hak ettiğimiz yeri almak, Onun ve silah arkadaşlarının aziz hatıralarına minnet borcumuzdur.
Bugün, hangi alanda olursa olsun yapılan tartışmaların temelini küreselleşme ve küreselleşmenin etkileri oluşturmaktadır.
Yaşamımızın her alanını bir şekilde etkileyen bu süreçte çoğu zaman birçok değer ve alışkanlıklarımızın sarsılıp sallandığını, değiştirdiğini görmekteyiz.
Zaten çok boyutlu olarak küreselleşme; ekonomik, siyasal, kültürel ve teknoloji alanlarında kapsamlı bir değişim ve dönüşüm öngörmektedir.
Bugün ülkemizde; Küreselleşme sebebi ile ortaya çıkan bölgesel entegrasyonları görmezlikten gelemediğimiz için, bunlardan biri ve en önemlisi sayılan Avrupa Birliği’ ne dahil olmak üzere başlatılan uzun soluklu çabalardan her ferdimizin mutlaka etkilendiğini yaşayarak görmekteyiz.
Bu çabalar ve katlanılan, katlanılmak zorunda kalınan etkileri; Çağdaş dünyaya entegrasyon - Çağdaş bir yaşam sürmek için ödenen - ödenecek bedeldir.
Bugün yoğun sıkıntılarını çektiğimiz çağdaşlaşmayı ve bunun hayati gerekliliğini Kurtuluş Savaşımızın hemen sonrasında, bu Cumhuriyetin temel ilkesi olarak belirleyen Ulu Önder Atatürk’ü her an anmak, onun bu öngörüsünü takdirle ve saygıyla hatırlamak hepimizin üzerinde durup düşünüp ona göre davranmak durumunda olduğumuz önemli bir haldir.
Onun ilke ve inkılaplarını özümsemek, onlara sahip çıkmak artık görülmüştür ki; Türk toplumunun çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkabilmesinin en önemli vasıtasıdır.
Bu ilke ve inkılaplar hem içte hem de dışarıda yaşanacak değişimin, gelişimin en önemli unsurlarıdır.
Özellikle içeride, birlik ve düzenimizin, her türlü istikrarın yapı taşıdırlar.
Ulu önder Atatürk’ün kurduğu demokratik–Laik Türkiye Cumhuriyeti; birlik ve beraberlik içinde, düşünce ve fikirlere saygılı, hoşgörü ve tahammül ölçüleri yüksek, toplumsal barışı tesis etmiş, inanan, çalışkan ve mutlu insanların yaşadığı bağımsız -özgür ve güçlü bir ülkedir.
Bize düşen tek görev çalışmak, çalışmak ve yine hep çalışmaktır.
Biz bugüne kadar yapılanların çok daha fazlasını yapabilecek güçteyiz. Ve aslında bunu da hak ediyoruz.
Yaptıklarımızdan güç alıyor, halkımızla el ele gönül gönüle daha büyük işler başaracağımıza olan inancımızı güçlendiriyoruz.
Efeler diyarı Aydın’ımızın 7 Eylül Kurtuluş Bayramını bu duygu ve düşüncelerimle kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. |